bence ağaçlar ve balıklar insanlar dan daha özgür

Sayfa (hayal_hisseleri, neşeli geziler) ekleyen hayalcianne 30-12-2009

 Bir balık yada ağaç olmayı  hayal ettiniz mi hiç?

O zaman dünya da yaşamak bizim  için daha özgür bir eylem olabilirmiydi acaba?

Bir ağaç dallarını canı çektiği gibi uzatır gök yüzüne..

Gövdesi seneler geçtikçe kalınlaşır.

Ruhu görmüş geçirmiş bir adam  yada kadın gibi olgunlaştıkça, daha derine salar köklerini …

Bütünleşir toprakla….

Her mevsimde değişir DURMaDAN..GÜYA HEPSİ AYNIDIR AMA …

HEPSİ FARKLIDIR AĞAÇLARIN aslında…

Canları çektiği gibi dallarını çiçeklerle güzelleştirir+LER…

Rüzgarla dans eder+LER…

Güneşle flört.

Yaşam bir ağaç için bir yağmur damlasına nimet gözüyle bakmaktır.

Bir kuş yavrusuna dal  olmak…

Yada …

Okyanusta yüzen bir kara balık olmak istermiydiniz sizde ?

BEN İSTERDİM

Resim21

Resim72
Özgürlüğün  tanımlarını okudukça kendi özgürlüğünü sorguluyor insan…

 

Renouvier’ye göre:

 ”insanların doğru veya yanlış olarak kendilerinde bulunduğuna inandıkları eylem gücü olan  ”özgür irade” şöyledir:

“insanlar, sanki bilinçlerinin hareketleri ve bu hareketlere bağımlı olan eylemleri kendilerinde bulunan bir şeyin etkisi altında değişebilirmiş gibi ve sanki eylemden önce gelen o son anda kendilerini belirleyen hiçbir şey yokmuş gibi düşünme eğilimindedirler.”

Bu özgürlük kavramını kabul edebilir miyiz? Özgür irade bir gerçek mi yoksa efsane mi?

”….Şüphesiz bu şekilde tanımlanan bir özgürlüğün varlığını kanıtlamak imkansızdır. Çünkü bir önermeyi kanıtlamak, onun zorunluluğunu ortaya koymak, onun kabul edilmemesinin mümkün olmadığını göstermektir . Oysa özgürlük, eğer bir şeyi yapmama gücü, öngörülemeyen eylemlerde bulunma gücü ise, olumsallığı, yani zorunluluğun yokluğunu gerektirir. Alain bu konuyla ilgili olarak, “Herhangi bir özgürlük kanıtı, özgürlüğü yok eder” demiştir.

Özgürlüğü kanıtlamak mümkün değilse de belki onu yaşamak mümkündür. Tek kelimeyle özgür irade, kanıtlanamaz, ama yaşanabilir. Özgür iradenin varlığını savunan tüm filozoflar, psikolojik veya ahlaksal deneyimin basit tasvirlerinden hareket ederler. ‘

‘… bu satırları okuduğum yer ‘internet filazofunun mekanı  http://dusundurensozler.blogspot.com/

  Ama ortalarda pek tasvir bulamayız,  teori de herkes süper dir  ama uygulamada elimiz de ne vardır ve ne kalır geri..?

Resim13

Özgür olmak istiyorsak ne yapmalıyız?

Ben her zaman uygulamaya bakarım.  Uygulayamadığımız  teorileri ne yaparız?

Doktorlar ,öğretmenler,avukatlar,askerler,pilotlar,şöförler,anneler,mühendisler,yazarlar,aşçılar… teoriyle uygulama arasında  sıkışıp kalırlar hayatın içinde.

Resim33

Ama bence hayat tamamen uygulanan yaşanmışlığı kapsar .Teoriler matematikçiler ve fizikçiler için değilse  bizim için mi acaba ? 

Ama o zaman   hayatla çelişmez di sonuçlar?

Yabancı filozoflar neden pratik değil de teoriktirler acaba?

PRATİK ÖZGÜRLÜK  iLE

TEORİK ÖZGÜRLÜK ve

 FELSEFİĞİ ÖZGÜRLÜK   ARASINDA Kİ FARKLARI  KİM BİLİYOR onlardan başka ?

BELKİ  ÖZGÜR OLMAYI UNUTtukları  için HİÇ KİMSE BU TANIMLARLA İLGİLENMİYOR dur  aslında  …

İLGİLENSE NE OLUR SAN Kİ, HAYATA  KATABİLECEK BİR YOL BULABİLİR Mİ? +Kİ!

Bunun kısacık küçücük bir formülünü anlatamazlar ÇÜNKÜ …

Mesela Mevlana gibi ,Yunus gibi kendi toprağımızın ALİMLERİ olanlar aslında ne kadar yalınlar; hayata karşı hiç TEORİK  değiller…. dikkat ettiniz mi?

NASIL KISA ÇÜMLELER DE BÜYÜK ANLAMLAR GİZLEMİŞLER…’’su gibi ol deyip bu güne kadar akmışlar … lafı ve manasını hiç uzatmamışlar…
Bu dönem de ! VE GÜNÜMÜZ  TÜRKİYESİNDE ! ASLINDA HALA BÖYLE İNSANLAR VAR !

Ve topraklarımız da yeni değerler yetişmeye devam ediyor .

Alimler kadar Alim olamasalar da en azından tamamen teorik değiller .Özgüerlüğü paket yapıp süs bitkisi gibi kenara koymayan kelimelerle ,tamamen yaşama indirgeyerek kullanabiliyorlar..

Resim61

 

Hemde kendini VE YETENEĞİNİ yeterince özgür hissedememiş fakat”özgür çocuk ”yetiştirmek isteyenlere hayat ormanında  harika kısa patika yollar göstererek …

Resim41

yazının bundan sonraki bölümü

OYALAMAKAĞIDI.COM DA 25 ARALIK 2009 da yayınlandı

”Özgür bir çocuk yetiştirmek istiyorum? Bunun bir formül var mı? ”diye sormuşlar Şule ve Yankı Yazgan’a.

Onlarda cevap vermişler:

”Evet var ”…

Ben 2008 Nisan ayında edinmişim bu kitabı. İlk sayfasına her zaman not ederim aldığım tarihi.
Çocuğunuz Sizden Ne bekliyor kitabın adı. Tam 316 sayfa

Yıllardır ailelerin büyük ümitlerle merak ettikleri bütün konularla ilgili en sık sorulan soruları derleyerek içten ve işlevsel yanıtlardan oluşturmuşlar içeriği. Ara ara merak ettikçe karıştırılan, karıştırdıkça başka yanıtları bulma isteği yaratan bir kitap insanda.

Ve gelelim sorunun yanıtına152.sayfada Özgür çocuk yetiştirme formülü mevcut
(her zamanki gibi ailelerden aileye çocuktan çocuğa bireysel farklılıkları göz önünde bulundurmalıyız ama” özgürlük için önce ihtiyaçların karşılanması gerekir” diyor uzmanlarımız)

BURDA ÇOCUKLAR EN ÇOK NEYE İHTİYAÇ DUYARLAR SORUSU BELİRİYOR?

 

Cevap: 3s, 3ö

EVET, BÖYLE YAZIYOR AYNEN

Bu bir simge sadece,

Ama çocuklar en çok neye ihtiyaç duyarlara çok iyi bir cevap

Bende ilk okuduğumda bir kez daha okuma ihtiyacı hissetmiştim…

s1:sevgi
s2:sınır
s3:sorumluluk

ö1:övgü
ö2:öpücük
ö3:özen

Her maddeyi güzelce örneklerle açıklamışlar.

”Ne kadar da özgürlük başıboşluk, sınırsızlık, sorumsuzlukla sıkça karıştırılsa da…
Kendi sınırlarını bilmeden başkalarına karşı sorumluluk taşımadan” Özgür ”olunamaz özgürlük yukarıdakilerin doğal sonucudur ”diyor kitabın uzman yazarları.

Resim81

Doğaya
Hayvanlara
İnsanlara

ÇocuklarımızA ve kendimize öncelikle 3s’yi yaparak yaşayarak rol model olduğumuz gerçeği ile yüzleşerek
3ö ..LERİDE İHMAL ETMEMEK GEREKİYOR

3S ile 3Ö’yü ara ara tekrar tekrar içselleştiren HAYALCİANNE 


3O Aralık 2009
mutlu VE ÖZGÜR seneler size
banada mutlu VE ÖZGÜR yaşlar..
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

Start Slide Show with PicLens Lite PicLens

kendini var etme savaşı

Sayfa (hayal_hisseleri, neşeli geziler) ekleyen hayalcianne 28-12-2009

www.oyalamakağıdı.com 19 aralık 2009 tarihinde yayınlanmıştır..

Resim10
Barbi ve lego sergisi ailede bölünmeye sebep oldu, oğlum hemen “bu Barbi’ler kızlar için, beni niye buraya getirdiniz” dedi ve beni girişte bırakarak babasıyla hemen legolar bölümüne gittiler, hayal kırıklığı yaşadım doğrusu ucundan bakabilecek bir merak duymamalarına. Bende 50 yıllık Barbi serüvenini derin derin, yavaş yavaş, bazen elbiselerini, bazen dekorlarını, bazen bir kadının dünya tarihinde elli yıllık giyim kuşam stillerini gözleyerek ve saçsız bebeklerin olduğu zamanlardaki bebeklerle şimdilerin arasındaki kültürel farkları, yaşam tarzlarını inceledim. Hatta seksenler dönemi, doksanlar ama günümüze yaklaştıkça Barbi’nin dönüşümü, elbiselerinin kabarıklığı, saçlarının pırıltısı, uzunluğu, kızların hayallerinin nasıl değiştiğini açıkça gözler önüne seriyor. Ve tabii ki benim gibi düşünüyorsanız, hayatı boyunca bir tane bile Barbi’si olmayan milyonlarca çocuğun da olduğu gerçeği, bu ikonun çok dışında yaşayan ve bu dünyalara ait olmayan insanların yaşadıkları dünya gerçekleri ile de yüzleşiyorsunuz. Sergi bende ötekileri düşünme zorunluluğu getirdi…

Orada sırtı pek, altı kuru, üstü tiril tiril çocukları hayal ettim, hayata +1 ile başlayanları, ama bunun -1 ile başlayan tarafı da var. Ama benim gördüğüm bütün bunlardan, “yoksun çocuklar için ne yaptı bu barbi acaba” diye de düşündüm. Belki kaç çocuk okuttu da geçti aklımdan, kaç anneye temiz bir gelecek için iş sağladı, kaç kadın için fark yarattı acaba. Kızların pembe dünyasını görmek gerçekten çok güzel, o ayrı ama bunları da düşünmeden edemedim ben.

Resim11

Ben zaten hep böyleyimdir, neşeli kalabalıklarda bile hüzünlü bir yalnızlık bulurum kendime. Kızınız yoksa bile kadın olarak görülmesi gereken bir sergi, kim bilir sizlere ne düşündürtecek

Resim9

“Uçan Adam” çocuk tiyatrosuna davetliydik, harika bir oyundu. İçerik o kadar özenerek hazırlanmış ki, başlangıçta çocuklarla oyuncuların kaynaşması, oyunun interaktif olup çocukları içine katması, ara ara oyuncuların çocukların etrafında dolaşmaları, farklı ve çok özel bir seyir zevki yaşattı.

Taner Barlas’a özel olarak teşekkür ettim, “hocam bu eser ve oyun için çok teşekkür ederiz” dedim bir anne ve bir eğitimci olarak. Yılların hocası bu kadar mı naif, bu kadar mı alçak gönüllü olur bir insan dedirtecek tutum ve davranışlar sergiledi. O kadar etkilendim ve o kadar özendim ki, bir insan bu kadar bilgili, görmüş geçirmiş ve bu kadar sahici durmayı nasıl başarıyor dedim.

Ben oğluma bu erdemleri öğretmek için, bu tutumları ona nasıl göstereceğim diye düşündüm. Hayatın öğrenilmesi gereken ”değerlerini,” ancak değerli insanları izleyerek öğrenebileceğimizi fark ettim… Biz çocuklarımıza ne kadar erdemli davranıyoruz acaba diye sordum kendime ?

< P1660956_800x600

Bazen hayatın sıradan döngüsü içinde bazı cevherli kalpler de yetişir toplulukların içinde ;kendini hissettire hissettire.

Önüne setler koysanız da ,coşkulu bir dere gibidir ”yetenek” mutlaka akacak yol bulur kendine. “2003 yılı” o dönemler İstek Vakfı Özel Beykoz konakları anaokulunda çalışıyordum. Kocaman orman içinde ihtişamlı bir konak, sadece iki sınıf, bir müdür, iki öğretmen, bir sürü stajyerler ve yardımcılarımız, şoförümüzle beraber Türk filmlerini aratmayacak, neşe dolu hatıralar biriktirdim o yıllarda… Bir tanesi; her sabah küçük bir kız hoplaya zıplaya, hayatın bütün enerjisini gözlerinde biriktirmiş gibi neşeyle bakarak gelirdi yanıma, “günaydııın” diyerek büyük bir coşkuyla. Öperdi annesi, benim müdürümdü o dönemde, çok severdim kendisini, bütün bir yıl her gün beraber değilmişiz gibi yaz tatili planımızı da beraber yapar, tatile birlikte giderdik, ailece takılmayı da severdik..Hani bazı insanlar vardır, çalışmak ta, yaşamak ta onlarla keyiflidir ….Öyle bir kadındı Nilgün hn… o günden bu güne çok şey değişti, okul çoktan kapandı, Nilgün hn. ikinci çocuğunu, ben oğlumu doğurdum. meslek tatlı anılarla, gözümde canlanan hatıralarda kaldı, ama çocuklar büyüdü…. Nilgün hn. beni hala, her ay bir kez arar, durum raporu alır, hala beni sevdiğini hissettirir, kollar…
O beni her aradığında, sanki okuldan yeni çıkmışız, bugün tatil, yarın okula gidecekmişiz de bana bir şeyi hatırlatıyormuş gibi gelir.

Harika bir kişiliği vardır ve hayatının her alanına harikalık bulaştırır herkese böyle insanlar. Ondan çok şey öğrendim, bana kariyerimde ivme atlatmıştır….. Bir kadın kolay kolay başka bir kadını göklere çıkarmaz bilirsiniz. Bana hep hissettirirdi, uygulayıcıya duyduğu saygıyı, işi yapana ve işe saygısı çok büyüktü, emeği, erdemi, ahlakı bilirdi. Öyle yaşardı, prensipleri bu değerler doğrultusunda ilmek ilmek işlerdi hayatını ve bizi… Bana hep inanan nadir insanlardan biriydi, bana çok güvenirdi ve bütün uçuk fikirlerimi desteklerdi. ”İstiyorsan yapacağına inanıyorum” bu ondan en sık duyduğum cümleydi.. Yap o zaman, istediğini yapabilirsin, sen yapacağına inanıyorsan bende sana inanıyorum derdi…

Bir gün ona artık Bige’yi okula getirin demiştim.. “Daha çok küçük, boş ver şimdi, burada sabah akşam ayaklarımıza dolanır, daha zamanı var” derdi. İki yaşındaydı, özel ve önemli günlerde, ara ara getirirdi… Bige acayip bir çocuktu… Gözleri kocaman gülümsemesi muzip… sesi kadife… bir sincap gibi hızlı konuşur, büyük kahkahalar atar ve coşkulu bakardı dünyaya… Sonra annesinin kucağında her gün gelmeye başladı okula, çalışanlarla beraber sabahın köründe, arkadaşları 9’da gelirdi, sabahları kahvaltıda “anneme söyleyin bana izin versin” derdi…

Israrla “Avrupa yakası” dizisini izleme konusunda annesine diretir ve oradaki bütün karakterlerin süper taklitlerini yapardı.

Üzülürdü bir yanda Nilgün hn., “istemiyorum izlemesini, engelliyorum, kendini parçalıyor izlemek için” diye hayıflanır, ona engel koyduğu için bir yandan eğitimci olmanın verdiği ağırlığı dengelemeye çalışırdı..

Perşembe günleri sabah kahvaltısında “Avrupa yakasıyla” ilgili kendimizi tutardık, Bige’nin yanında konuşmamaya çalışırdık bizden etkilenmesin diye, ilk zamanlar… sonra zaman geçti, Bige annesini üstün yetenekleriyle kandırmayı başardı, prodüksiyonu büyüttü, bir süre sonra onu engellememeye kara verdik bizde.. O karakterlerle içindeki enerjiyi boşaltıyordu, sabah kahvaltılarında daha okulun çocukları gelmeden baştan sona Bige’nin yorumlamalarıyla yeniden izlerdik sanki o diziyi, itiraf etmek gerekirse harika taklitler yapardı ve sadece 2,5–3 yaşındaydı, doğaçlama ile kendi uydurduğu şeyleri araya katar bizi mahvederdi.

O dönemlerde hep Nilgün hn’a, Bige büyürken mutlaka güzel sanatlara bir iki kez götürün ve sınavlara sokun derdim, çocuğun enerjisi resmen üzerinden akıyor, isteseniz de engelleyemezsiniz bu bir yerden, hayatın bir günü çıkacak, içinde bunu saklayamaz derdim, dün gibi hatırlıyorum.

O yıllarda işimizi çok seven bir ekiptik, liderimiz çok neşeli bir kadındı, ailelerimizle ilgili en küçük detayları bilir, sorar, takip ederdi… sorunlarımıza çözümleri üretir, sıkıntılarımızı giderirdi.. Okulda her sabah hepimiz, aşçısından şoförüne toplanır, kahvaltı eder, güne öyle başlardık. Okula erken gitmek için koşarak evden çıkardım. Üç yıl, üç vesait değiştirerek Avrupa yakasından karşıya geçip, Beykoz konaklarına gitmek İstanbul’da ölümcül bir durumdur. Ama bana dokunmazdı, her gün boğazı görmek benim için büyük şans gibi gelirdi, çünkü her gün başka güzeldi … işyerim harikaydı… kendimi ve yeteneklerimi sonuna kadar aşabildiğim bir ortamdı. bugün Moskova’ya gidiyoruz, gel dese Nilgün hn. gene giderim, çünkü işi değil, hayatı paylaşırsınız iş arkadaşlarınızla.

Birkaç ay önce gene Nilgün hn. beni aradı, “istediğin oldu” dedi, “Bige’yi seçmelere götürüyoruz, bir şansını denesin, içimizde kalmasın”. İlk söylediğim şey “kesin kazanacak” dedim, “ümitlenmiyoruz, onun hayal kırıklığı yaşamasını istemiyorum” dedi… ama ben biliyordum, adım gibi emindim, “Peter Pan” müzikali seçmelerini kazandı.

Resim12

Ömer de, ben de evde resmen sevinçten ağladık, aylarca provaları göğüsledi, şimdi sahnede ait olduğu yerde. İçindeki coşkuya kilitler vurulmadan büyümenin verdiği özgüven ve neşeyle sahnede kızıl derili kostümüyle davul çalıyor, kocaman gözlerini görür gibiyim, içinde binlerce yıldızın ışığı, onun muzip gülüşü, bana kendi yapmak istediklerin için mücadele etmelisin mesajını veriyor. Asla pes etme der gibi, içindeki şelaleler coşkulu aksın, ait olduğun yerde tatlı “Bige”.

Nilgün hn. gibi harika liderlerin, harika çocukları olur, çünkü onlar hayata güzel enerjiler yayarlar ve bir gün o enerjiler onlara geri döner. Hayatımda değerli bir rol modeldir, insanlara verilen yetkiler onları yüceltmez, onları kişilikleri yüceltir ve kalıcı olan evrende yer bulan yaydığımız enerjidir.

Resim32

Hayal hisseleri;
Neşeli köpekler,
Hayalci şato,
Muz baskısı.
Resim2

Resim1

Hani “Nuri Bilge Ceylan” yalnız ve güzel ülkeme demişti, ben de yalnız ve güzel ülkemin çocuklarına bol hayalli bir hafta diliyorum. İçinizdeki yeteneğin fısıltısını dinlemeniz ve duymanız, içinizden akıp gitmesi için de kendinizi var edeceğiniz ortamları yakalamanızı diliyorum güzel çocuklar.

Hayat bir bakıma kendini var etme savaşı, kendine inandığı sürece var olmaya devam eder insan. Yalnız ve güzel ülkesinde her şeye rağmen yaşayabilen ve hayal kurmaya devam eden “Hayalci Anne”.

17 Aralık 2009

Start Slide Show with PicLens Lite PicLens

on yıl önce…. on yıl sonra ….”Türk kaşığıyla Amerikan Pirinci”

Sayfa (marka) ekleyen hayalcianne 25-12-2009

 

Geçen hafta  Gıda Güvenliği Fuarına gittim, ilginç  bir yarışmayı izleme fırsatı da buldum. Fuarla ilgili  bir post daha hazırlıyorum ama önce Amerikan Pirinciyle Ekonomik Ve Pratik Lezzetler ..yarışması..(http://www.inoksan.com.tr/sponsorluğun da)

Türk Milli Takımı’nın yıldız aşçıları bu yarışmanın jürisiydi. İlk kez bir yemek yarışmasını bu kadar yakından  izledim .Yarışmacıların heyecanı,yemeklerin kokuları,sunumlar , ustaların yorumları  ve çekişmeli dakikalar…

 Benim için çok  ilginç bir gün  oldu. İlginç, çünkü bu kadar neşeli ve eğlenceli adamların bir anda yemekleri yorumlarken keskin,  net ve sert   tutumları beni şaşırtmakla beraber..  “İyi ki yarışmacı değilim!”  ‘moduna girmeme sebep oldu..

Yıllarca  yarışmalara katılıp farklı  jürilere   hüner sergileyen  adamlar çok disiplinli ve yerinde yorumlar da bulunsalar da ; o sertlikleri  bu sektörün ne kadar ketum ve ezici bir rekabet içinde olduğunu hissettirdi,.

Yarışmacılar:Onlar, daha da  ilginçti; yetenek kadar insanın kendini İFADE KABİLİYETİ ve bir parça da olsa ağzının iyi laf yapması gerekiyor( +muş )sonucuna bir kez daha  ulaştım.(çocuklar da EQ olayının  önemi başka başka ortamlarda kendini gösteriyor) Bazıları gerçekten kendini ifade etme konusunda  dört yaşında ki bir çocuktan daha beceriksiz di.. heyecanlıydılar  belki…. ama öğrendim ve gözlemledim ki heyecan dan ölsen bile göstermemen ve hissettirmemen gereken zamanlar var+mış…bu konuda benim de çok yol kat etmem gerekiyor(+aslında)…

Ve her ne yaparsa yapsın yaptığına  önce kendi inanmalı insan ..VE KENDİNE ÖZGÜ BİR  NUMARA KATMALI OLAYINA ..

Bazı zorlayıcı sorular var dı helese ki “Rafet İnce” hiç birine kesinlikle bir gram acımadı TABAKLARIN SICAK OLMAMASI ,TEMİZLİK, YARATICI SUNUM BEKLENTİLERİNİ DİLE GETİRDİ….VE ”ÜZGÜNÜM …YALNIŞLARININIZI BİLMESSENİZ DOĞRUYU BULAMAZSINIZ” dedi..

Jüriyi geren  durumlardan biri de porsiyonun maliyetini yarışmacıların söylemekte zorlanması oldu …yarışmacılardan ilki porsiyonu dört lira dan açtı,  sonra” üç ”dedi ,belki ..”iki de olabilr ”dedii, ve biraz daha inip sonra bir buçuk lirada kara kıldı..haliyle daha en baştan adamları biraz gerdii…

Bunların  dışında Eyüp Kemal Sevinç  her zaman ki gibi çok güler yüzlüydü..

-”TABAĞA YENMEYEN DEKORLARIN KONULMAMASINI

-TABAK TASARIMININ BU YILLAR DA NE KADAR ÖNE ÇIKTIĞINI

-ÇAĞDAŞ SUNUM TEKNİKLERİNE  AÇIK OLUNMASI GEREKLİLİĞİNİ

-SON YILLARIN TRENDİNİN BÜYÜK TABAKTA  KÜÇÜK VE YÜKSEK SUNUMLAR OLDUĞUNU ”

anlattı.

 

BAZI JÜRİ  bilgileri:

RAFET İNCE http://www.turkiyeturizm.com/biography_detail.php?id=593

EYÜP KEMAL SEVİNÇ http://www.eyupsevinc.com/

SERDAR ÖZKAN http://www.turkiyeturizm.com/biography_detail.php?id=397

Tabi orda bulunduğum süre içinde benim aklıma SÜREKLİ bizim şahane pirinçlerimiz dururken bu Amerikalılar ın pirinçlerininin   burada ne işi var sorusu  geldi?… bu nasıl bir ironidir bilmiyorum akşam eve gelirken de Ömer ‘’sana  bugün 10 kiloluk pirinç geldi ”dedi..”10 KİLOGRAM MI? ŞAKA  Dİ Mİ? ”DEDİM!  ”ŞAKA” DEĞİLMİŞ! …

 şimdilik BU AYRI BİR POST KONUSU olarak kalsın :)

P1670078_450x600_450x600P1670057_800x60070

P1670075_800x600tt5

 P1670031_800x60076P1670092_450x60073P1670145_450x60066

  P1670147_800x600yemek-yarışması2P1670088_450x600yy3P1670153_800x600yemek-yarışması1P1670085_800x60067P1670075_800x600tt5

SONUCU GÖRECEK KADAR UZUN KALAMADIM AMA EN FAVORİ BUP1670128_800x600 SUNUMDU(iç pilav)  YARATICILIK VE TAT PUANI ÇOK YÜKSEKTİ…

Bundan on yıl önce “Pakize Suda” 30MART 2000 de boşuna yazmamış,

”Türk Kaşığıyla Amerikan Pirinci ”  okumak isterseniz LİNKİ EKLEDİM

ama yazısının tamamı bu yarışmayla ilgili değil kısaca bir paragrafını paylaşıyorum:

”Küçük Amerika olduk, oluyoruz diye kimse sevinmesin. Bir şey olduğumuz yok. Bunu geçtiğimiz pazar günü anladım. Sebebine gelince; adamların pirinç federasyonu var. Bizim neyimiz var? Yani federasyon olarak… Futbol federasyonumuz. Bir de boksla, güreş. Kimsenin aklına geldi mi patates federasyonunu oluşturmak? Yok.Pirinç federasyonunu kurmuşlar. Kurmakla kalmayıp kalkıp Türkiye’ye gelmişler. Gelirken boş gelmemişler, pirinçlerini de getirmişler.”

devamı…

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=-143755&yazarid=3

konu olan pirincin linki http://www.usarice.de/usarice_tr/reiskunde/reissorten/wildreis

Start Slide Show with PicLens Lite PicLens

İnsan hayal ettiği müddetçe yaşarmış…

Sayfa (hayalcianne) ekleyen hayalcianne 23-12-2009

P1550375_450x600P1560190P1640357_450x600+22_450x600P1630416_800x6002P1630837_800x600_800x6001  P1550374_450x600+100P1540189P1550377_800x600+105

Bunu bir profesör söylüyor !

(bu ülke de” hayal” den bahseden bilim adamı bulmak çok kolay değil  …)

(aslında … prof  olmasaydı da ben de aynı etkiyi yaratırdı bu satırlar ..)

 

Enerjinizi kullanmak

Prof. Yıldız Batırbaygil

 ybatirbaygil@yahoo.com

Beyin öyle bir güçtür ki..
Kafadan geçen her düşüncenin bir talep olduğuna inanıyorum….
iyi şey ister güzel şeyler düşünürseniz cevabı aynen öyle gelir ,
Ama hep korku ve kuşkuyla yaşarsanız aynen bunları da çağırırsınız.
Trafik kazasından korkan insanlar hep kazaya uğrarlar. Eğer siz korkuyla yola çıkar ve hep bunu beyninizde kurgulayıp etrafa negatif enerji yayarsanız mutlaka şoföre kaza yaptırırsınız ama arabayı siz kullanıyorsanı z ve böyle korkularınız varsa eğer sakın araba kullanmayın.. .
Çocuğuna aşırı korumalı ana ve babalarının çocuklarına hep bir şeyler olur yani biri bir taş atsa bile gelir sizin çocuğunuzun kafasını bulur o zaman siz şunu düşünürsünüz “onu kollayıp korumasam hep başına olumsuz şeyler geliyor.
Neden acaba ? Bu tıpkı (yumurtamı tavuktan çıkar, yoksa tavuk mu)’yu andırmıyor mu?
Öyle mutsuz bir toplum olduk ki birbirimize günaydın diyemiyoruz, bir araya geldiğimizde hep olumsuz olaylar konuşuyoruz, biri bize nasılsın dese iyiyim demeye korkar olduk, işler nasıl deseler, derhal şikayet etmeye ve her şeyin kötü ve daha da kötüye gittiğini söylüyoruz, hastalıklarımızdan ve ölümlerden bahsediyoruz yani dostlarla da sohbetin güzelliği , keyfi kalmadı.
Hep para olmadığından yakınıyoruz sanki bunu soran bizden para isteyecekmiş gibi. Aynen devam edin, neyi YOK diyorsanız, onu YOK etmeye devam edin, sürekli şikayet edip etrafa olumsuz ve zavallı görünerek her şeyin
bereketini kaçırın, ayrıcada bu kadar mızırdanma sonunda dostlarınızı da kaçırdığınızı fark edeceksiniz.
Sürekli param yok diyen insanlar paralarının bereketini öyle kaçırırlar ki bir gün gelir birde bakarlar gerçekten paraları bitmiş ama bu bitiş ani çıkan hesapta olmayan mecburi harcamalarda olabilir, sağlığa harcanması gereken miktarlar da olabilir..
Hep hastayım diyen insanlar mutlaka hasta olurlar beyin şartlanmaya görsün hangi hastalıktan korkup, çağırıyorsanız size onu getirir.
Allah zaten verilen nimetlere şükretmesini bilmeyen kullarından bu nimetleri bir müddet sonra almaya başlar.
Çevrenize bakın örneklerni çok göreceksiniz.
Gelin bundan sonra Nasılsın diyenlere
ÇOK İYİYİM ÇOK ŞÜKÜR demekle işe başlayın.
Öyle bir toplum olduk ki karşımızdakini yargılamaktan sevmeye zaman bulamıyoruz.
Oysa her yaşta sevgiye ihtiyacımız var.
Sevgi sunulmazsa sevgi değildir.
Neyi severseniz sevin ama içinizde yoğun sevgi duyguları olsun.
Birisine sevginizi söylediğinizde hareketlerle bunu pekiştirdiğinizde ona öyle güzel bir enerji yollarsınız ki, onun mutluluğunun enerji şeklinde size geri dönüşünden
aldığınız pozitifi başka hiçbir şeyde bulamazsınız.
Yeni bebeği olmuş bir anne eğer sıkıntıları varsa veya olumsuz bir kişiliğe sahipse lütfen en olumlu olduğunda bebeğini kucağına alıp onu çıplak tenine deydirsin.
Eğer bebeklerinizin huzurlu ve sağlıklı bir bebek olmasını
istiyorsanız onu sakin kavgasız gürültüsüz ve pozitif birortamda büyütmeye çalışın, Kızgınken, sinirliyken kucağınıza almamaya çalışın ve ona sınırsız sevginizi gösterin.
Öpün koklayın ve bilin ki bu günler çok çabuk geçecek ve
bilin ki çok çabuk büyüyorlar.
Bazı anne ve babalar çocuklarını çok sevdikleri halde bunu ifade edemez ve gösteremezler.
Neden ?
Ne zaman göstereceksiniz?
Tanrı’nın verdiği bu armağana sevgiyi en güzel şekilde göstermemiz bir şükür ve teşekkür değil mi ?
Beyin öyle bir güçtür ki ,
insan beyin gücünü kullanarak isterse kendini felç de edebilir, öldürebilir de, kanserini de yenebilir.
Yeter ki beynini şartlandırabilsin.
Beynimizde yaklaşık 13 milyar civarında sinir hücresi
vardır. Her bir hücre yaklaşık 7.3 kilo voltluk enerji açığa çıkarır.
Pratikte mümkün değil ama teorikte beyindeki tüm sinir hücrelerinin aynı anda enerjilerini saldığını varsayalım, yaklaşık 350 milyon kilo voltluk bir enerji açığa çıkar ki bu da büyük bir metropolün tüm elektrik ihtiyacını
karşılayacak güce sahiptir.
Size tıp kitaplarına girmiş bir olayı anlatmak istiyorum,
“Et taşımaya yarayan soğutuculu bir tren, temizlenmek için bir istasyonda duruyor.
İşçiler vagonları temizlemeye başlıyorlar, işçinin biri bir vagonu temizlerken diğer işçi o vagonu boş sanıp kapısını dışardan kilitliyor.
Biraz sonra tren hareket ediyor, ve bir durak sonra et almak üzere bir istasyonda duruyor.
Kapalı kalan işçinin vagon kapısı açıldığında işçinin
donarak öldüğü görülüyor.
Fakat bir bakıyorlar ki, vagonun ısısı normal ısıda yani dondurucuya geçirilmemiş.
Ama kapalı kalan işçi bunu bilmediği, donarak öleceğini sandığı için beyin aynen donmanın şartlarını hazırlayarak,
donmanın tüm belirtilerek göstererek vücudunu buna uyduruyor.”..
Yani beyninizi olumlu şeylere kanalize edin .
Bazı insanlar vardır, hep konuşurken daha yaşasam
1-2 sene daha yaşarım diye konuşup sık sık bunu
tekrar ederler ve kendilerine adeta bir ölüm zamanı belirlerler.
Ben bu laftan çok korkarım ,eğer bunu inanarak söylerlerse beyinlerini öyle bir şartlarlar ki , öyle bir kurgularlar ki gerçekten dedikleri zamanda ölürler.
Bu yüzden kaç yaşında olursanız olun hep bir hedefiniz ve hayalleriniz olsun ki uzun yaşayabilesiniz.
İnsan hayal ettiği müddetçe yaşarmış.
Ne doğru bir laf değil mi?
Dün bitti. Dünün tekrarı yok aynı rüyalar gibi.
Yarın, hiç bilmiyoruz, iyi şeylerde olabilir kötü de .
Ama şu anımı biliyorum,ayağı m kırık bu yazıyı yazıyorum ama eşim yanımda çocuklarım sağ ve ben bu yüzden dünyanın en mutlu insanıyım ve yarınımı da bilmediğim için bu anımı en iyi, en keyifli ve en pozitif şekilde
değerlendiririm.
Bilmediğim bir geleceği düşünerek de bu anımı zehir edemem.
Siz de böyle yapın ve hayatınızı birbirine karıştırmamak kaydıyla 3′e bölün.
Dün, bugün,yarın diye…
Biz ani stresleri çok severiz.
Çünki ani streste vücutta Adrenokortikotrop hormon (ACTH) artar ve hafıza, algılama, enerji süper olur.
Yani bu hormon strese karşı vücudun bir sigortasıdır.
Ama siz bu stresi kısır döngüye çevirirseniz yani sürekli beyninizde kurarsanız, hep bunu düşünürseniz, gelen olumlu şeylerin hepsi geri gider.
Yani unutkanlıklar, enerji kayıpları, isteksizlikler, migren, mide-bağırsak şikayetleri, uykusuzluklar, beyin tümörler, tansiyon iniş-çıkışları, vücudun muhtelif yerlerinde uyuşmalar, mutsuzluk, hatta depresyon ,kalple ilgili
şikayetler ve kansere zemin hazırlamış olursunuz.
Bunları kendinize niye reva göreceksiniz ki ?
Akıllı, kontrollü ve olumlu olmak yeterli.
Eğer büyük bir strese girdiyseniz kendinize hobiler bulun, yani kafanızı dağıtın.
Başka işlere kanalize olun ki stres yaratan faktörün etkisi az alsın veya sevdiğiniz, sizi mutlu eden şeylerle uğraşın.
Bunları da yapamıyorsanız dua edin, duaların insanlarda yarattıkları mistik etki onların pozitiflenmesini sağlar.
Ben evde sokakta bile hep iyilik diler ve hayır için dua ederim…
Saygılarımla,
*Prof. Yıldız Batırbaygil
 *ybatirbaygil@yahoo.com
Start Slide Show with PicLens Lite PicLens

Beslenme Ve Fiziksel Aktiviteler Daire Başkanlığı Önerileri

Sayfa (uzmanından) ekleyen hayalcianne 21-12-2009

P1550187_800x600

GRİP SALGINI VE BESLENME

Kış mevsiminin yaşandığı şu günlerde havaların soğumasıyla birlikte başta küresel grip salgını olmak üzere soğuk algınlığı ve enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığında da artış izlenmektedir. Bu hastalıklardan korunmada aşılanma, kişisel hijyen kurallarına dikkat etme gibi önlemlerin yanında bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için yeterli ve dengeli beslenme de oldukça önemli yer tutar. Yetersiz ve dengesiz beslenme alışkanlığı olan bireylerin soğuk algınlığı ve enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riski daha yüksektir ve hastalık halinde hastalıkları daha ağır seyreder.

Son günlerde yoğun yaşanan grip vakaları nedeni ile yazılı ve görsel basında beslenme konusunda çok çeşitli önerilerde bulunulmakta özellikle bazı besinlerin mucizevi olarak koruyucu etkilerinden sıklıkla bahsedilmektedir. Oysaki besin çeşitliliğinin sağlanması, doğru seçimlerin yapılması, yeterli ve dengeli beslenme konusunda sürekliliğin sağlanması hastalıklardan korunmada çok daha etkindir.

Aşağıda yeterli ve dengeli beslenmeye yönelik çeşitli öneriler yer almaktadır.

  • Sebze ve meyveler büyüme ve gelişmeye yardımcı olduğu gibi hücre yenilenmesini ve doku onarımını sağlarlar ayrıca hastalıklara karşı direncin oluşumunda etkindirler. Yeterli ve dengeli beslenebilmek için çeşitli renk ve türdeki sebze ve meyvelerin tüketimi önemlidir. Sabah kahvaltısında da olmak üzere her öğünde sebze ve meyve tüketimine özen gösterilmeli, günde en az 5 porsiyon (400 gram) tüketilmelidir.
  • Savunma sistemini güçlendirici özelliği olan A ve C vitamini gibi antioksidan vitaminlerden zengin, havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, maydanoz gibi sebzelerin yanı sıra kış aylarında bolca bulunan portakal, mandalina, elma, greyfurt gibi meyveler tercih edilebilir. Besin değeri ve ekonomik olması açısından mevsiminde, bol ve ucuz bulunduğu dönemlerde tüketilmesi daha uygundur. Sebze ve meyvelerin taze olarak tüketilmesi daha yararlıdır. Vitamin ve minerallerin çoğu, sebze ve meyvelerin özellikle dış yapraklarında, kabuğunda veya kabuğun hemen altındaki kısımlarında bulunduğundan yenilebilenlerin kabukları soyulmamalı, soyulması gerekiyorsa mümkün olduğunca ince soyulmalıdır. B ve C vitamini gibi bazı vitaminler ısı ile kolayca kayba uğradığından sebzeler mümkün olduğunca kısa sürede ve diriliği korunacak şekilde pişirilmelidir. Suda eriyen vitaminlerin (vitamin C, B2, folik asit vb) büyük bir kısmında kayıplar olduğu için sebzelerin haşlama suyu kesinlikle dökülmemelidir.
  • Gerek C vitamini ihtiyacının karşılanması gerekse sıvı alımına katkı sağlaması yönünden taze sıkılmış meyve suları da içilebilir. Meyve sularının tüketiminde önemli olan bekletilmemesi, sıkıldıktan hemen sonra tüketilmesidir. Meyve suyunun bekletilmesi C vitamininin azalmasına neden olmaktadır.
  • Meyve ve sebzelerin tüketilmeden önce mutlaka bol su ile iyice yıkanmalı gerekirse yıkama fırçası kullanılmalı ancak sebze ve meyveleri yıkarken deterjan veya sabun kesinlikle kullanılmamalıdır.
  • E vitamini de bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkilidir. Soğuk algınlığı ve diğer enfeksiyonlara karşı vücut direncini arttırmakta, A vitamininin okside olmasını da engellemektedir. E vitamininin iyi kaynakları olan; yeşil yapraklı sebzeler, fındık, ceviz gibi yağlı tohumlar ve kuru baklagillerin yeterli miktarlarda tüketilmesi önemlidir. Ancak kurubaklagillerin protein kalitesini arttırmak için tahıllarla ve C vitamininden zengin besinlerle tüketilmesi daha yararlıdır. İmkan dahilinde günde 1 avuç fındık, ceviz vb. yağlı tohumlardan yenilmelidir.
  • Yumurta, protein kalitesi en yüksek olan besindir. Alerji veya hastalık nedeniyle tüketilmemesi gereken durumlar haricinde her gün iyi pişmiş olarak 1 adet tüketilmesi yararlıdır.
  • Balık, beyin fonksiyonlarının gelişimi için gerekli çoklu doymamış yağ asitleri (omega 3), kalsiyum, fosfor, selenyum ve iyot mineralleri ile E vitamini için de iyi bir kaynak olup, bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesine yardımcı olmaktadır. Bu nedenle imkânlar dahilinde haftada 2-3 kez buğulama, ızgara yada fırında pişirilerek tüketilmesi uygundur.
  • Özetle besleyici değerleri yönünden besinler dört besin grubu altında toplanır. Aynı grup içinde yer alan besinler birbirlerinin yerini tutar. Bunlar; süt grubunda yer alan süt, yoğurt, peynir, et grubunda yer alan et, tavuk, balık, yumurta, kuru baklagiller, yağlı tohumlar vs, tahıl grubunda yer alan ekmek, bulgur, makarna, pirinç, mısır, tarhana v.s. ile sebze ve meyve grubudur. Bu besinlerin her gün yeterli miktarda tüketilmesi sağlanmalıdır.
  • Metabolizmanın düzenli çalışması için, günlük yaşam koşulları da dikkate alınarak, yemeklerin günde en az üç öğünde tüketilmesi, öğün atlanmaması ve öğünler arasında geçen sürenin 4-5 saat olmasına dikkat edilmelidir. Öğünler içerisinde en önemlisi sabah kahvaltısıdır. Kahvaltı yapmadan güne başlamak verimi düşürür. Sabah kahvaltısında süt, yumurta veya peynir gibi protein içeren besinlerin yanı sıra vitamin ve minerallerden zengin sebze ve meyvelerin tüketiminin çok önemli olduğu unutulmamalıdır.

  • Boya ve yaşa uygun vücut ağırlığı hedeflenmelidir. Kilolu olma durumunda zayıflama amacı ile yanlış/sağlıksız ve hızlı kilo vermeyi amaçlayan diyet uygulamalarından kaçınılmalıdır. Bu tarz diyet uygulamaları, bağışıklık sistemini zayıflatarak, daha kolay hastalanmaya zemin hazırlar, hastalığın uzun sürmesine neden olabilir.
  • Vücut ısısını dengede tutabilmek için bol sıvı alımı unutulmamalıdır. Yeterli sıvı alımı vücutta oluşan toksinlerin (zararlı öğeler) atılması, vücut fonksiyonlarının düzenli çalışmasında, metabolizma dengesinin sağlanmasında ve vücutta pek çok biyokimyasal reaksiyonun gerçekleşmesinde son derece önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle, her gün en az 1.5-2 litre (8-10 su bardağı) su içilmeli, sıvı alımının karşılanmasında süt, ayran, taze sıkılmış meyve suları ile bitki çayları tercih edilmelidir.
  • Ateş yükselmesi durumunda sıvı tüketimi artırılmalı ve yeterli enerji alınmalıdır. Enerji kaynağı olarak basit karbonhidrat olan saf şeker ve şekerli besinler yerine kepekli ekmek, makarna, bulgur gibi tam tahıl ürünlerinin tüketilmesine özen gösterilmesi, enerjisi yüksek hamur tatlıları yerine sütlü tatlılar, meyve tatlıları, tercih edilmelidir. Artan enerji ihtiyacının karşılanması için ölçülü olarak tahin pekmez de tüketilebilinir.
  • Bebeklerin enfeksiyon hastalıklarından korunmasında anne sütü çok önemlidir. Her zaman steril ve uygun olması, koruyucu etmenleri içermesi, enfeksiyonu önleyen bağışıklık öğelerini (IgA, IgG ve IgM) içermesinden dolayı bebeklere ilk 6 ayda sadece anne sütü verilmeli, daha sonra uygun tür ve miktarda ek besinlere geçilmeli ve 2 sene emzirmeye devam edilmelidir.
  • Yeterli ve dengeli beslenme yanı sıra el hijyenine dikkat edilmelidir. Eller sürekli temiz tutulmalı, gıdalarla, mutfak araç ve gereçleriyle temastan önce, çiğ et, tavuk ile sebzeye ve yumurtaya dokunduktan sonra, artık gıdalar ve çöplere dokunduktan sonra, ellere öksürme, aksırma ve el mendili kullandıktan sonra, tuvaletten önce ve sonra, sigara içtikten ve yemek yedikten sonra, saçlara dokunup taradıktan sonra sabun ve ılık su ile en az 20 saniye süreyle iyice yıkanmalıdır. Besinin hazırlandığı ve pişirildiği alanların, kullanılan araç ve gerecin temizliğine özen gösterilmeli, başkalarının kullandığı bardak, tabak, çatal, kaşık vb kullanılmamalıdır.
Start Slide Show with PicLens Lite PicLens

ortaya karışık neşeli ,hüzünlü birşeyler…

Sayfa (neşeli geziler) ekleyen hayalcianne 19-12-2009

yeni yazım bir tık ötede

 http://www.oyalamakagidi.com/aynur-bicer/kendini-var-etme-savasi

Ama önce” Hamur Hanım buraya, eller havaya ”yapıyoruz..

P1660572_800x600

P1660619_450x600P1660598_450x6001

Uçan Adam tiyatrosu’na davetliydik.. Uçan Adam’a değil ama  Hamur Usta’ya hayran kaldık …. Nedense ben buna hiç şaşırmadım…

P1660623_450x6001

 

http://sarhosbalikvetopalmarti.blogspot.com/ bize eşlik etti..

P1620599+1583_800x600

Bazen gönül istiyor işte…  o kadar uzakta değilmişsiniz  gibi..bazen çıkıp  kapınızı çalacakmışız ”geçmiş olsun Derİİİİin ”diyebilecekmişiz gibii yaşamayı..

http://decaflatte.typepad.com/withhazelnut/2-%C5%9Feker/ama…

SDC11286_450x600

KALBİMİZDESİNİZ

Austin’de Aybike

Ankara’da Kuzen

sanmayın ki siz başka yerdesiniz ..

HEPİNİZE SİZİ SEVİYORUZ DEMEK İSTEDİK KISACA..

Start Slide Show with PicLens Lite PicLens

beslenme konusunda güvenilir kaynak soranlara en güvenilir kaynak

Sayfa (uzmanından) ekleyen hayalcianne 16-12-2009

23

SAĞLIK BAKANLIĞI

 sitesi 

http://www.beslenme.saglik.gov.tr/index.php?pid=264

 

yayınlar bölümünde  her döneme aid bilgilendirici yayın mevcut

10

çocuklar için de bir bölüm hazırlanmış

http://www.beslenme.saglik.gov.tr/index.php?pid=194

 oku kısmında:Çevir bak yöntemiyle hazırlanan çocuk hikayesini bulunuyor

yazan :Doktor Diyetisyen Saniye Bilici

Resimleyen:Müge Ünlü Koç

Hikaye ilkokul düzeyinde ama küçük çocukların  resimlerini kolayca anlayacakları  grafikleri içeriyor, eğlenceli ve bilgi dolu bir hikaye.

Yemek yap bölümün de  tarifler var2

ÖĞRETMENLER AİLELER FAYDALANABİLİR

Start Slide Show with PicLens Lite PicLens

İl Sağlık Müdürlüğü Diyetisyeni Meltem Mutlu, yaptığı açıklamada, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve İl Hıfzısıhha Kurulu kararıyla okul öncesi dönem ve okul çağı dönemi için 3′er aylık olarak uygun menüler hazırladıklarını söyledi.”STANDART MENÜ ”DÖNEMİ!

Sayfa (uzmanından) ekleyen hayalcianne 16-12-2009

P1660039_800x600İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, okul öncesi çocuklar ile öğrencilerin, sağlıklı ve dengeli beslenmeleri, ileride obezite hastası olmamaları için 3′er aylık menü listesi hazırlıyor.

Okullara da gönderilen ve günde 3 öğünün yer aldığı menüde, süt ve süt ürünleri, sebze ve meyveler, tahıl ve et grubundan besinler bulunuyor.

Okul öncesi, ilköğretim ve lise dönemiyle yatılı okullar için 3 ayrı menü hazırlayan İl Sağlık Müdürlüğü Diyetisyeni Meltem Mutlu, yaptığı açıklamada, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve İl Hıfzısıhha Kurulu kararıyla okul öncesi dönem ve okul çağı dönemi için 3′er aylık olarak uygun menüler hazırladıklarını söyledi.

”OBEZİTE VE BESLENME YETERSİZLİĞİNDE ARTIŞ VAR”

Müdürlük olarak ilköğretim çağındaki çocukların doğru beslenmeleriyle ilgili bir çalışma yaptıklarını, obezite ve beslenme yetersizliğinin artış gösterdiği sonucuna vardıklarını belirten Mutlu, sorunu temelden çözmek için bu yöntemi seçtiklerini anlattı.

Beslenme alışkanlığının çocukluktan itibaren oluştuğunu, çocukların uygun menülerle yeterli ve dengeli beslenmeleri gerektiğini vurgulayan Mutlu, hazırladıkları menülerin İl Milli Eğitim Müdürlüğünce tüm okullara dağıtıldığını belirterek, ”Bundan sonra ilimizde özel okullar da dahil olmak üzere tüm okullarda çocuklarımıza servis edilen yemekler standart menülere göre hazırlanacaktır” dedi.

HER GRUP İÇİN AYRI MENÜ

Okul çağına ve yaşa göre beslenme tarzının farklılık gösterdiğini, bunun için ‘okul öncesi dönemi’, ‘ilköğretim ve lise dönemi’ ile ‘yatılı okullar’ için 3 ayrı menü hazırlandığını kaydeden Mutlu, şöyle konuştu:

”Obezite ve beslenme yetersizliğinde artış var. Bu nedenle problemin temelden çözülmesi için çocuklara yönelik beslenme programları uyguladık. Yemek çıkaran okullara da örnek alması açısından, biraz da menüleri denetlemek açısından 4 besin grubu oluşturduk. Bunlar et yumurta, kuru baklagil grubu, süt ve süt ürünleri, meyve ve sebze grubu, ekmek ve tahıl grubu. Menülerimizde bu ürünleri zengin bir şekilde dağıtıyoruz.

Haftada bir gün et yemeği, bir gün balık, bir gün sebze yemeği var. Her dönemin ayrı beslenme alışkanlığı var. Beslenme alışkanlığı küçükken başlıyor. İleride oluşabilecek obezite ya da beslenme yetersizliğinin önüne geçmek için böyle bir çalışma başlattık. Çocukların, öğrencilerin bu alışkanlıkları edinmelerini sağlıyoruz. Bu yaşlarda öğrenilen beslenme tarzı, onların ileride beslenme alışkanlığının temelini oluşturuyor.”

Yatılı okullar ve kreşlerin yemek çıkardığını belirten Mutlu, ”Bu menüleri oralara da gönderdik. Milli Eğitime de gönderdik ve bir karar çıkardık. İl Hıfzısıhha Kurulu’ndan karar çıktı. Bu menülerin özellikle yemek hizmeti veren okullarda, kreşlerde uygulanması gerekiyor. Uygulanmazsa yaptırımı yüksek. Yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması için bu besin gruplarının mutlaka alınması gerekiyor. Menülerimize müdürlüğümüzün ‘www.ism.gov.tr’ adresinden de bakılabilir” dedi.

OKUL ÖNCESİ OCAK AYI YEMEK LİSTESİ

http://www.ism.gov.tr/tr/indir/egitim/okuloncesi_ocak.doc

Start Slide Show with PicLens Lite PicLens

Gıda Güvenliği Fuarı

Sayfa (tarla bülteni) ekleyen hayalcianne 16-12-2009

Bu sabah bu yazıyı okudum

http://www.oyalamakagidi.com/forum/ne-yedigim-onemlidir-diyen-mutlaka-okusun–t1474.html-

Tamda bu konuyla ilgili sağlıklı bilgileri nasıl öğreneceğiz ki diyordum  …

sonra fuarla ilgili bilgiler geldi

tr_brosur_09_r2_c1

Sektörün Önde Gelen Firmaları
İstanbul Gıda-Tek 2009, 5. Gıda Teknolojileri ve Gıda Güvenliği Fuarı’nda TÜYAP’ta buluşmaya hazırlanıyor.

TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. tarafından ve Gıda Güvenliği Derneği’nin vermiş olduğu destekle hazırlanan İstanbul Gıda-Tek 2009; 5. Gıda Teknolojileri ve Gıda Güvenliği Fuarı, TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde, 17 – 20 Aralık 2009 tarihleri arasında
Avrasya Tarım 2009; 4. Tarım, Hayvancılık, Tohumculuk, Fidancılık, Tavukçuluk ve Süt Endüstrisi Fuarı ile eşzamanlı olarak, Gıda Teknolojileri ve Gıda Güvenliği konusunda sektörün önemli aktörlerini beşinci kez bir araya getirecek.
……………..
4. Gıda Teknolojileri ve Gıda Güvenliği
Fuarı’nda, Gıda Güvenliği konusunun üzerinde durulması ve yapılan bir dizi etkinlik ve oturum ile konunun öneminin vurgulanması,
5. Gıda Teknolojileri ve Gıda Güvenliği Fuarı’na da bir misyon oluşturmaktadır. Bu bağlamda konuyla ilgili sivil toplum örgütleri ile gıda güvenliği konusu üzerinde çeşitli başlıklar etrafında bir çok etkinlikle durulmaya devam edilecektir.
Ziyaretçi profilini; Gıda ve İçecek İmalat Sanayi, İthalat ve İhracatçılar, Catering Firmaları, Turizm Tesisleri, Restoran ve Kafeler, Fırın ve Pastaneler, Askeri Kurumlar, Kamu Kuruluşları, Gıda Mühendisleri ve Eğitim Kurumlarının oluşturduğu İstanbul Gıda-Tek 2009 Fuarı’nda; İşleme, Otomasyon ve Kontrol Teknolojileri, Soğutma ve Havalandırma Teknolojileri, Dolum ve Paketleme Teknolojileri, Muhafaza, Lojistik Teknolojileri, Gıda Güvenliği, Kalite Kontrol Teknolojileri ve Hizmetleri, Hijyen Teknolojileri ve Hizmetleri, Gıda Katkı ve Yardımcı Maddeler, Çevre Teknolojileri ve Biyoteknoloji, Hizmet ve Servis Grupları yer alacaktır.
Fuarla ilgili ayrıntılı bilgiye  www.istanbulgidatek.com adresinden ulaşabilirsiniz.

TÜYAP TÜM FUARCILIK YAPIM A.Ş.

Tomris ÜRGENÇ (Proje Tanıtım Sorumlusu)
Telefon: 90-212 867 11 00 -Dah:1225
Start Slide Show with PicLens Lite PicLens

Hayal etmek bilgiden daha değerlimi dir?

Sayfa (okudum) ekleyen hayalcianne 15-12-2009

P1630975_800x600

HAYAL ETMEK BİLGİDEN DAHA DEĞERLİDİR.

oyalamakağıdı.com 2008 de yayınlanmıştır

 ”Benim neslimin en büyük buluşu insanların düşünce tarzlarını değiştirdiklerinde hayatlarını da değiştirebildikleri gerçeğidir” der, WİLLİAM JAMES

 

Sizce gerçekten doğru olabilir mi? Bazı düşünürlerin bu konudaki sözleriyle bu konuya açıklık getiren bir kitapla tanıştırmak istiyorum sizi. Akıl bankası hayatta başardığımız her şeyin bilinçaltımızdaki düşüncelerimizle bağlantılı olduğunu anlatan bir eğitim programıymış. ”Kendimi o kadar aciz hissediyordum ki bunu denemeye karar verdim ”diyor yazar, ”o gece ve o karar hayatımın dönüm noktasıydı” diye de ilave etmiş.

Birkaç gün sonra, düşüncelerimizin hayatımızın düzenini nasıl etkileyeceğini öğreneceğim için, çok heyecan duydum, diyerek .’ ‘Ne yazık ki okullar da böyle şeyler öğretmiyorlar” diye içinden geçirmiş.

Bir gecede hayatı bir anda değişmemiş tabii ki ama ivme kazanmış, olumsuz yaklaşımlarını olumluya çevirmeye başladıktan sonra YAVAŞ YAVAŞ  kayda değer değişimler yaşamaya da başlamış.
O yaşamışsa bizim de yaşama olasılığımızı göz ardı edemeyiz.

Bunun için ,
”kendimizi değiştirme gücümüzü asla küçümsememeliyiz” bu cümle H.Jaks Brown ait.
Kitaptaki hikaye aslında yazarın avukatlık kariyerine devam etmek istememesiyle başlıyor ve her gün kendini mutsuz, sıkışmış ve aslında farklı şeyler yapmak isterken hayal ediyor; ama yaptığı şey hep aynı, sahte iş…. ve günler geçip gidiyor. Bir gün ansızın, isterse bunu değiştireceğine inanıyor, akıl bankasında söylenenleri deniyor.

Bir çok alanın da bilir kişi olan insanların sözlerini motivasyon sloganı olarak tekrarlıyor.
O bu kapıyı aralıyor ve düşüncelerinin efendisi olma cesaretini sınıyor.

Bu kitaptan nasıl faydalanırız? Başlığı da var ve gerçekten çok ikna edici kelimeler seçilmiş. Daha da iyisi ben otuz yılımı kendimden şüphe ederek geçirdim demiş. Kendimden ve yeteneklerimden şüphe duymanın nasıl bir şey olduğunu biliyorum! bu beni vuran bir cümle.

Aslında bunu genele yayıp çocuklarımızla olan diyaloglarımızda da kullansak ne harika olur diye geçirdim  içimden. Düşünürken, hareket ederken ve konuşurken coşkulu olalım  ki, aldığınız sonuçlar olumlu olsun öğüdünüde veriyor yazarımız.

“DÜŞÜN, KONUŞ, HAREKETE GEÇ, ÖYLECE DURUP BAŞARININ SİZİ BULMASINI BEKLEYEMEZSİNİZ! ”

“HAYALLERİNİZİ GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRECEK ADIMLARI ATMALISINIZ!!!”  da .diyor
“BAŞARI RUH HALİNİZLE BAŞLAR”

”Başarılı olmak istiyorsanız, kendinizi başarılı biri olarak görmeye başlayın.”

 DR. JOYSE BRODHERS demiş.

1- Çocuklarınızı pozitif yüreklendirici telkinlerle eğitin.

2- Çocuklarınızın da pozitif yanlarına odaklanın. Bu çok söylenen bir şey olsa da uygulamada farklı kalıplar işliyor ve hemen ”HAYIR ”deniyor.” Hayır” bir vurgu, bir yankıya dönüşüyor bünyede. Olumsuz bir gelecek ”hayırlarla” başlıyor ve biz fark etmiyoruz.

Günlük hayatta çocukların olumlu bireyler olmaları için mutlaka daha az hayır cümlesi ve daha çok yapabilirsin yaklaşımına ihtiyaçları vardır. Bizim de öyle…

“Kendinizi temiz ve parlak tutsanız iyi edersiniz” demiş yazarımız gerekçesi ise, arkasına geçip dünyayı görmeniz gereken pencere sizsiniz.

Beyniniz, ruhunuz hep aydınlık ve temiz olsun. “YAKLAŞIM” iyi veya kötü, yirmi dört saat çalışan gizli bir güçtür. “YAKLAŞIMI DÜNYAYI ALGILARKEN KULLANDIĞIMIZ BİR FİLTRE OLARAK ALGILAYIN” diyor. Bazılarımız iyimser bir filtreden, bazılarımız kötümser bir filtreden bakar.

Örnek de vermiş:
olumsuz yaklaşımlı biri “YAPAMAM” der,
olumlu yaklaşımlı biri “YAPABİLİRİM”
olumsuz……”PROBLEMLERLE”
olumlu………”çözümlerle”
olumsuz………”başkalarının hatalarını görür”
olumlu….”iyi yanlarını görmeyi”
olumsuz……”neyin eksik olduğuna takılır”
olumlu……”sahip oldukları ile ilgilenir”
………..
Yürümeye yeni başlayan bir çocuğun yaklaşımı, dengesi bozulup düşünce üzülmez ve bunun için halıyı suçlamaz, ona yanlış talimatlar verdikleri için anne babasına kızmaz. Kesinlikle vazgeçmez!
Gülümser!
Ayağa kalkar ve yeniden dener, yürümeyi becerene kadar haftalarca olumlu yaklaşım çabasını sürdürür!
Penceresi tertemizdir ve dünyayı fethedebileceğini zanneder…

Ancak “HAYATIN PENCEREMİZİ KİRLETMEYE” başladığı dönemler de vardır.
Pencerelerimiz ebeveynlerimiz ve öğretmenlerimizin eleştirileriyle çamurlanır,
arkadaşlarımızın alaylarıyla islenir, reddedilmeyle lekelenir, hayal kırıklığıyla tozlanır,
şüpheyle bulutlanır.

“GERÇEKTEN BÜYÜYEN SORUN” ise kirlenmenin artması ve insanların bu konuda bir şey yapmamasıymış. “GLOBAL BİR PSİKOLOJİK ANORMALİTE”
Ve milyarlarca insan hayata kirli pencerelerden bakıp yaşamlarına karamsarlığı çekmeye, önlerini görmeden savaşarak yaşamaya devam edip en sonunda, en kötüsü de hayallerinden vazgeçerlermiş.

Oysa tüm bunlar camlarınızı biraz olsun temizlemedikleri içinmiş.
yazar ”bu yollardan geçtim ve camlarım çamur kaplıydı ” DİYOR.

Şartlar her zaman sizin kontrolünüzde değildir, AMA düşüncelerinizi kontrol edebilirsiniz. “CHARLES POPPLESTONE” nin sözlerini hatırlatıyor.

“SÖZÜN KISASI PENCERELERİNİZİ TEMİZLEYİN” diyor “YANİ DÜŞÜNCELERİNİZİ.”

Dünyayı daha temiz bir yaklaşımla görebilmek için, sizin VE ÜLKEMİZİN pencerelerinizin hangi bölgeleri temizlik istiyor fark etmişsinizdir hemen.
 ”HENRY FORD”
“ister başarabileceğinizi, ister başaramayacağınızı düşünüyor olun, HAKLISINIZ DIR !” DİYEREK olmayı düşündüğümüz kişi oluruz cümlesi size bir şey ifade eder mi diye sorarak
insan gün boyunca düşündüğü şeydir HATIRLATMASI YAPIYOR.

Ayrıca, olmayı düşündüğümüz kişi oluruz fikrine, aynı zamanda ”baskın düşünceler kuralı” da denirmiş. Baskın düşünceler?? Sizinkiler neler? Ülkedeki baskınlık yarışında kimler zafere nasıl koşuyor? Ve en can alıcı nokta, birşeyi başarmak için onun gerçekleştiğini hayal etmek çok önemliymiş. “HAYAL bu” fasa fiso gibi gelse de herkese, hayalperestlik delilikle eş değer olsa da, hayaller değerlidir ve hayallerimiz geleceğimizi şekillendirir. Yazar her cümlesini nerdeyse alanında söz sahibi kişilerce onaylatıyor biz hala inanmadıysak diye.

“ALBERT EİNSTEİN ” İN “HAYAL ETMEK BİLGİDEN DAHA DEĞERLİDİR” sözünü eklemiş. Bence de iyi yapmış, içimdeki son zerre şüphe de yok oldu böylelikle.

Sıradan bir yetenek ama olağanüstü bir azimle bile her şeyi gerçekleştirmek mümkünmüş.
Tek kural “ASLA, ASLA, ASLAAA, ASLLAA, VAZGEÇMEMEK MİŞ”.
“KARARLI İNSANLAR, ŞARTLAR NE OLURSA OLSUN HEDEFLERİNE BAĞLI KALIRLAR”
DENİYOOR,

CUMHURİYETİ KURMAKTAKİ KARARLILIK GİBİ, Atatürk gibi liderler ve onun gibi ileri görüşlü beyinler, sözde senaryolarla değil, gerçek hedef koyup, uygulamaya geçirenlerdir. ASLA ASLA VAZGEÇMEYENLERDİR.
Günümüz çocuklarına, gençlerine, Kararlı ve istikrarlı olmayı göstermekte fayda var belki de. VE KENDİMİZE, EN SON HANGİ KONUDA KARARLILIK GÖSTERDİK? diye sorgulamak lazım. Her şey kolay elde edilemez! Para hiç bir zaman her kapıyı açamaz.!

Önümüzdeki yollara odaklanmakta zorlanıyorsak, Siyaset, TV’de, gazetelerde, sokakta, mahallelerde bile senaryolar, komplo teorileri, gizli dinlemeler, DAVALAR, KAPANIŞLAR, AÇILIŞLAR, gündem endişe yaratmaya başlamışsa.
Hiçbir şey kendiliğinden olmaz!

“HAYATTA KORKULMASI GEREKEN HİÇBİR ŞEY YOKTUR! ANLAŞILMASI GEREKEN ŞEYLER VARDIR”. Marie Criue” demiş.

Biz acaba hayatı nekadar okuyabiliyoruz ,anlıyoruz ve neye göre yaşıyoruz..hayatla ilgili korkularımız neler?

“İnsanın hayatta yapabileceği en büyük hata, bir hata yapmaktan korkmaktır.”
diyor”ELBERT HUBBARD”

OLUMLU VE ÇOŞKULUYSANIZ, hayallere ulaşmaya inanıyorsanız.

ÇOCUKLARIMIZIN SAĞLAM KARAKTERLİ VE HAYALLERİNE ULAŞMIŞ BİREYLERDEN OLUŞAN ANNE VE BABALARI olsa daha iyi olur diye düşünüyorsanız,

SÖYLEDİĞİNİZ SÖZDE,
ATTIĞINIZ ADIMDA,
UZATTIĞINIZ ELDE, YETERKİ YAKLAŞIMINIZI DOĞRU BELİRLEYİN.
NASIL BİR ÜLKE İSTİYORUZ?
NASIL BİR HAYAT ARZULUYORUZ?
NASIL BİR GELECEĞİ OLACAK ÇOCUKLARIMIZIN VE BİZİM?
BİZ GERÇEKTEN İSTEDİĞİMİZ KİŞİ MİYİZ?

DERİN BİR YERLERDEYİM,
BENİM CAMLARIMA BULANAN ÇAMURLARI TEMİZLİYORUM,
SİZİN PENCERELER NE DURUMDA?
İYİSİNİZDİR UMARIM,
KİTABIN ADI “YAKLAŞIM HERŞEYDİR”

YAZAR

“JEFF KELLER”

AVUKATLIĞI BIRAKIP HAYALLERİNİN PEŞİNDEN GİDİYOR VE BAŞARIYOR

“SİSTEM YAYINCILIK” TAN..

Yeri gelmişken “nasılsınız?” denildiğinde yazar harikayım demeyi öneriyor, coşkulu gülerek ve enerjik.

Bunu çocuklarımıza da öğretmeliyiz.
Ve bizim öğrenmemiz gereken en önemli becerimiz vatandaş ve anne baba olarak soru sorma becerimiz imiş.
NEDEN?
Çünkü:
çocuklarımız düşük düzeyli sorularla karşılaşıyorlarsa, düşük düzeyli düşünmeye yatkınlaşıyorlarmış. İlk üç yılda alt benliğimiz çok veri alır ve bu veriler üst benliğimizi yapılandıran iskeletin temelini  oluştururmuş , ne kadar çok yönlü ve çok uçlu sorular sorar, olumlu yaklaşımlarla bilinçli bir güdüleme yaparsak o kadar zengin bir iskelet oluştururmuşuz.

Tersine yüksek bilişsel düzeyli sorular sorulan çocuklar, daha yaratıcı ve çok yönlü düşünmeye yatkın olabiliyorlarmış.

 Amacım okul öncesi eğitiminin  insan hayatındaki önemini HATIRLATMAK sağlıklı düşünen  anne babalar olursak  ,  en küçük seçimlerimizin ve yönlendirmelerimizin bile hayati yaklaşımlara dönüştüğünü gösterebilmekti.

Bu kitap bunu bir parça destekler nitelikte bir kaynak

Sevgilerle
Aynur Biçer- “hayalci anne”

Start Slide Show with PicLens Lite PicLens
Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com